Postanelere ve polis karakollarına bomba mı -nedir bu, 1916′da IRA mı? Özgürlük heykeli’ni de havaya uçur istersen? Bu yaşlı ayıyı patlatmak için ne kadar iyi jelatinli dinamit gerektiği hakkında fikrin var mı? Aynı patlayıcı madde ihtiyatla yerleştirildiğinde, Batı’nın ekonomik sistemini çökertebilir. Nasıl olduğunu, İzcinin El Kitabı gösterecek sana…
Gözden Geçirilmiş İzci El Kitabı
William S(eward) Burroughs, 82 yaşındaki bu aykırı adam, 30 küsür yıl önce anarşist izcilere Dünya Devriminin Genel Planı’nı açıkladığı, çeşitli şehir, kır, jungle, stratejileri ve kullanışlı silahlar hakkında pratik bilgiler verdiği, hatta kimyasal, biyolojik, ve genetik savaş nosyonlarının gelişimini saşırtıcı bir kesinlikle öngördüğü El Kitabı’nda “devrimin verimli toprağı” olduğunu bu gün bir kez daha kanıtlamış Güney Amerika’nın önemli bir bölümünde İspanyolların egemenliğine son veren Garibaldi ve Bolivar‘ın yaptığı vahim hataları söyle sıralıyor: Hıristiyan takvimine, İspanyol diline, İspanyol bürokrasisine dokunmamaları ve İspanyol ailelerin mallarına mülklerine el koymamaları.
Ona göre, hiç bir izcinin unutmaması gereken, yabancı sömürücülerin egemenliğini tümüyle yıkmak ve devrimin kazanımlarını sağlamlaştırmak için zorunlu beş adım var:
1)Yabancı tanıkları yok et ya da etkisizleştir. 2) Yabancı dili değiştir. 3) Yabancı tanıkları yok et ya da etkisizleştir. 4) Yabancı yönetim ve denetim mekanizmasını yık. 5) Zenginliği ve toprakları yabancı bireylerin elinden al.
Daha sonra Garibaldi bu beş adımı atsaydı neler olacağını anlatıyor ve Güney Amerika’nın yerel dillerinden herhangi birinin birleştirici dil olarak seçilmesinin ayrımcılık yaratacağını ileri sürüp, en elverişsiz bölgelerde bile tutunma gibi önemli bir göçebe bilgeliği taşıdığı için Çince’nin seçilmesi gerektiğini söylüyor! Devrimcilerin kendi bağışıklık sistemlerini güçlendirip ölümcül virüsleri ortalığa salmaları gibi “kullanışlı” yöntemlerin yanısıra, tam bir eko-anarşist olarak, hızla vahşi hayvan nüfusunun arttırılmasını öneriyor, gerilla mücadeleri sırasında ortalığa yayılan kaplan ve leoparların devrimin yandaşları olacağını, çünkü “ideal hayvan gıdası” olarak önce “daha şişman ve yavaş olan” CIA ajanlarını yiyeceklerini düşünüyor…
Yirminci yüzyıl edebiyatına Beat yoluyla viris gibi sızıp yayılmış, “edebiyat” kavramı içinden mayınlanmış, dilin her türlü imkanı tepe tepe kullanılmış, dili bozup, “kesip-yapıştırıp” onun ötesine, nihai sessizliğe ulaşmayı kafasına takmış, ilk romanı “Junkie“den son sahne performanslarına “yeraltının topoğrafyasını çıkaran” bu silah tutkunu anarşist, strateji kuramcısı, tekinsiz elet edevat mucidi, uyuşturucunun binbir çeşidine vakıf junkie, narkotik polisin azılı düşmanı ve daimi “müşteri”si, “güzel ve vahşi oğlanlar”a düşkün “sapkın”, Guillaume Tell‘cilik oynarken karısını alnından mıhlayan kazara “katil”, kendisini sorguya çeken askeri pisikiyatırın gözlerinin önünde kestiği parmağını adamın suratına fırlattığı söylenen, “paranoyak, görünenin arkasındaki hakikatin farkında olandır” diyen “ruh hastası”, soyu tükenen hayvan dostu militan ekolojist… Onu tanımlamanın en kısa yolu: YASADIŞI. 1991′de yayınladığı son kitaplarından birisi olan “Şans Hayaleti“, Usta’nın sözünün kesinliğinden bir şey kaybetmediğini ortaya koyuyor. Özgütlük yanlısı iki ünlü isim korsan Kaptan Mission’un Madagaskar jungle’larında geçen serüvenini, kurduğu anarşist koloni Libertatia’nın başına gelenleri, hayalet-lemurları, yerel uyuşturucu “indiri”nin açtığı hüzünlü kapıları, güncel, tarihsel, eskatolik, düşünsel çıkmalar, kes-yapıştır’larla anlatan bu kitap, aynı zamanda, “milyonda bir ele geçirilen bir şansın” yitirilmesinin, “Yüce Pan”ın ölümünün, “mucize taciri” İsa’nın ve onun soyundan gelen hain casusların, “küresel” iktidarın, “Kurul”un ve onun ne pahasına olursa olsun önlemeye çalıştığı “muhtemel muhalefet”in, “Kaybolan Türler Müzesi”nden, Pandora’nın kutusu misali yayılan ölümcül virüslerin ve daha adı sanı duyulmamış dehşetli hastalıkların, sürüsüne bereket peygamberlerin ve “savaş beyleri”nin, içinde “Çirkin Ruh”u, “Çirkin Hayvan”ı taşıyan “Homo Sap”a duyulan katışıksız tiksintinin egemen olduğu öyküsü… Burroughs’un, dostu ve “kahramanı” Brion Gysin’den aktardığı “moto”, tiksintiyi kozmik boyutlara taşıyor: “Brion Gysin’in her amaca uygun nükleer bir başucu hikayesi vardı. Tirilyonlarca yıl önce, pasaklı, pis bir dev parmaklarına bulaşan kuyruk yağını atıvermişti. İşte bizim evrenimiz tam da yere düşmek üzere olan bu yağ topaklarından biridir.”

Madagaskar yerli dilinde “hayalet” sözcüğüyle karşılanan, “düşünme ve hissetme tarzları” zamana, belli bir manık zincirine ve rastlantılara bağlı” olmayan güzel, ince, oyuncul, lemurlarla biz Homo Sap’lar arasındaki karşılaştırma kitabın ve Burroughs isyanının eksenlerinden birini veriyor: “Zaman bir insa? Burada yırtıcı hayvan yok, korkacak fazla bir şey de yok. Lemurların birbirine karşı gelen başparmakları var, ancak yeni aletleri yok, alete gereksinimleri yok. Homo Sap silahı eline aldığında içine akan ve onu dolduran kötülük lemurlara dokunmamış -şimdi Homo Sap’ın bir üstünlüğü var. Bu, anladığını bilmekten kaynaklanan, şeytana haz verici, mütiş bir duygu”. Ve onu diğer tüm hayvanlarda ayıran bir diğer önemli nitelik de, bildiği dil ile diğer Sap’lara ve “gelecek” kuşaklara aktarabilmesidir; bu onu “zamana-bağlı-hayvan” haline getirmiştir. Dil…, yani “bir nesnenin ve ya bir sürecin simgeler, işaretler ve seslerle ifade edilmesi -kendisi olmayan bir şeyle”. Burroughs, beyin baskın ve baskın olmayan yarıküreleriyle, Madagaskar ile anakara Afrika’yı birbirinden ayıran yarılma arasında bir paralellik kurar. Bir yanda zamansız bir masumiyet, öte yanda dil, zamanın getirdiği yıkım, silahlar, savaş, sömürü… “İkisinin birleşmesi olası görülmüyor ve Brion Gysin‘ın söylediğini tekrarlamaya kışkırtıyor: “Sözü gebertin”. Fakat “gebertmek” belki de yalnış sözcük. Formül oldukça basit. Manyetik alanı tersine çevirin, böylelikle iki yarı birbiriyle kaynaşacaklarına, karşı kutuplar gibi birbirlerini itsinler. Bu insanın tüm “sorunlarının” kaynağı olan dil sorununa kesin çözüm olabileceği gibi, nihai özgürlüğe de bir yol açabilir”. Dilin serüveni, “başlangıta varolduğu idda edilen Söz”den Mass Media‘ya, bir özgürlük yitiminin tarihidir. “Şunu iletmeye çalışır Burroughs: ‘Bütün denetim sistemleri’ni ve ‘Gerçeklik Stüdyosu’nu sarsın.’ Bu sömürüde ‘gerçek makina’lara imgeler gönderen kitle iletişim araçlarını özel bir düşman olarak gösterir. Burroughs’a göre, polis uyuşturucular ve hatta dil de birer denetim aracıdırlar. ‘Konuşmak, yalan söylemektir’ diyen Burroughs, okuruna karşı dürüst olabilmek, ‘konuşmamak’ için ‘cut-up’ tekniğine yönelir. 1959′da paris’teki “Beat Hotel”de Burroughs’un komşusu olan Gysin’in icat ettiği ve Burroughs’la birlikte geliştirecekleri Cut-Up tekniği, sözü geçen “dilsel manyetik itim” projesinin önemli bir parçasıdır, yalnızca b ir edebiyat yöntemi değil. Kökeni, Eudoxia’nın “İsa’nın Yaşamı”na ya da altıncı yüzyıl dilbilimcisi Vergillus Maro‘nun “Ars Scissendi”sine dek götürülebilecek, Dadacı sözel kolajlara ya da Sürrealist “lezzetli kadavra”lara benzese de ciddi farklılıklar taşıyan, bir “kesip yapıştırma” tekniğidir.
Aç bir makas, gazete kü
pürlerinden, Kutsal kitap’lara, Shakespeare’den Burroughs’un “bir “cut-up” başyapıtı olan “Çıplak Şölen“ine kadar, hemen her türlü dilsel malzemeye saldırır. “Oyun kuramları“nda konumlandığı biçimiyle “Raslantısal Eylem”, savaş oyunlarından gerilla taktiklerine, pokerden ağır edebiyat mahsüllerine dek, “hayat stratejisi”nde Burroughs’un baş köşeyi verdiği kurucu öğelerden biridir zaten. Söz konusu olan “kendiliğindenlik kazasını üretmek”tir. “Aslında bütün yazılar, kulak kabartılmış oyunların ve ekonomik davranışların cut-up’larıdırlar. (…) Bu, Rimbaud‘un seslilerin rengiyle gittiği yerdir. Ve onun ‘duyuların sistematik bozumu’. Meskalin halisinasyonunun konumu: formları koklayan sesleri tadan renkleri gören (…) …gör ve yerleştir. Geriye doğru kes. Formları kes. Sözcük ve imgeyi yazıdan başka alanlara doğru yeniden düzenle”. Bu bir “silip yeniden yama operasyonud”dur. Tanca‘da kif alemlerine ve Jajouka müziğine yakın olmak için restaurant işleten, “amulet”lere, (kara) büyülü karelerle kovulduktan sonra sözcüğün canına takıp dil içinde sufi yolculuklara dalan, Burroughs’un resmi hakkında “zaman mekansal olarak görünür kıldığı bir sinir sisteminden gerçek zamansız mekana ulaşıyor” dediği yazar-ressam-mucid Gysin, “kafanda yaptığın her şey, kafanın önceden kaydedilmiş şebekesine dayanır. Yeni bir şey istiyorsan, bu şebeke ve bütün şebekeler boyunca kes… Sayfadan yükselen yeni bir ses işitmek istiyorsan, sözcüğü çizik çizik kes” der. “Yazgı yazılıdır… Yazgıya meydan okumak istiyorsa’ın 1965′de birlikte yazdıkları “Kesişen Eser / Üçüncü Zihin”de çoğul-anlamlı bir isim bulur: “Hiyeroglifik Sessizlik”…
Burroughs ve Giysin, “aydınlanmanın kaleleri”ni kurmaya çalıştılar. Rimbaud’nun, Baudelaire’nin izini sürdüler. Ama ikisini de özellikle esinleyen, Burroughs’un sözcüğün en derin anlamında “devrimci bir model” olarak önerdiği, 11. yüzyıl sonunun efsanevi İsmaili piri, “Dağın Yaşlı Adamı” Hassan Sabbah (ölümü 1124) ve Kuzey İran’da, Alamut dağında kurduğu kartal yuvası kale’ydi. Eski kaynaklar, “halifelerin ve sultanların korkulu rüyası” Sabbah ve “terorist”, “suikastçi” müridlerini, “haşhaşin” (haşhaş içiciler) ya da oldukça “yanlı” bir yorumla “assasin” (katiller) diye adlandırırlar. Hassan Sabbah’ın kalesi, “Alamut Bahçeleri”, İsmaili eskatolojisinde önemli bir yeri olan “Da’wat” mekanı, “Bilkuvve Cennet”in girişiydi. Müritler, ölüm korkusu bilmez, işkenceden etkilenmezlerdi. Sabbah’ın bir emriyle gönderilen tek bir suikastçinin hanedanları sarstığı anlatılır. Alamut, yıkıldıktan çok sonra bile, hatta hala bir “efsaneler kuyusu” olmayı sürdürdü, sürdürüyor. Burroughs ve Giysin’ın Sabbah’ın çekiminde olmaları anlaşılır bir şey. Burroughs, Giysin’da ve hatta kendisinde Sabbah’ın reenkarnasyonundan izler görür. “Kızıl Gece’nin Şehirleri”nin kitaba girmemiş bir bölümünde, Alamut’un devrimcilere (bu arada uzak görüşlü gizli servis mensuplarına da) sunduğu stratejik modeli anlatır uzun uzun ve onun ağzından konuşur: “Bir hayat için bir hayat kaybetmeye gücüm yeter. Askerlerim işkenceden korkmaz. Evleri u dünya değildir. Herhangi bir şey kurmaya yeltenmeyeceğim. kale düşecek. Arkamda hiçbir metin bırakmayacağım”. Burroughs, Allen Ginsberg’e gönderdiği “Yage mektupları”ndan birini (21 Haziran 1960) “Hassan Sabbah İçin” diye imzalar ve Sabbah’ın ağzından onun son sözlerini aktarır: “Hiçbir şey doğru değildir. Herşey meşrudur”.
Şehrin Yaşlı Adamı…